06 Şubat 2010

Bahar kıpırtıları




Bölgemizde(Çukurova) yavaş yavaş bahar çalışmalarına başladık. Damacana şişesinden de anlaşılacağı gibi arılarımızı yavaş yavaş şerbetle uyandırmaya başladık. Resme dikkatli bakıldığında erkek arıların mevcudiyeti görülüyor ama onlar sanırım erkekleyen ve tarafımdan bozulan bir koloniye ait. Koloninin popülasyon dengesi de bozulunca açıkçası erkekler kapı dışarı ediliyordu ki bizde fotoğrafladık.  Şerbetlerimizi koyu hazırlamaya dikkat ettik ve etrafa bulaştırmadan şerbetliklerine döktük fakat yine çevrede koloni mevcudunun çokluğu açıkçası beni yağma konusunda tedirgin etti. Bende giriş deliklerini (resimdeki gibi değil) daralttım. Bu zamanda birde arıların sağlığı için çok önemli olan varroa ilaçlamasını unutmayalım. Ama daha da önemlisi eğer ilaç veya organik bir materyal kullanacak isek ilaçların prospektüsünü diğer materyalin ise ne zaman ve nasıl kullanacağımızı çok iyi öğrenmeliyiz ki başarı sağlayalım. Mesela bu soğukta formic asit uygularsak yada sıcaklıkla buharlaşan ilaçlarda olabilir bu varroa yan gelir yatar bizde yazın bal yerine avcumuzu yalarız ki, ilaçtan hiçbir fayda sağlayamayız. Sonra da ilaç hakkında ileri geri konuşuruz. Mesela bu mevsimde(Kışın) kesinlikle formic vermemeliyiz çünkü istediğimiz verimi alamayız. Bunun gibi örnekleri çoğaltmak mümkün. Ama burdan İlhami abime de teşekkür ederim ki oksalit asitin bir başka kullanım yöntemini örneklemiş bizlere. Arıcı kardeşlerime son bir sözüm olacak bloglarda herkesin kendi öz iradesiyle kendi fikirlerini deneyimlerini yazdıkları yerlerdir. Ha internette böyle yazıyor bu kesin doğru aa bak tvde böyle dedi kesin doğru diye birşey yok bunun değerlendirmesini sizler bizler yapacağız kendi aklımızla. Buna da bir örnek verelim geçen yaban tvde bal akımında önce ana arı kafesinin tanıtımını ballandıra ballandıra yapıyor. Ne işe yarıyormuş efendim bal akımının artmasına ve bunun yanında varroaya faydası varmış. Benim fikrime göre sadece o dönemdeki bal akımını arttırır ha varroayada faydası olurmu olur ama o zamanda farkında olmadan biz koloni dengesini yavru aleyhine bozmuş oluruz. Diyelim ki bu akımdan sonra göçeceğiz ve başka bölgeye gideceğiz o zaman ne olacak? Orada rengimiz mora dönecek. Hadi diyelim sağımın arkasından kışa gireceğiz o zamanda rengimiz değişecek çünkü kışı geçirecek mevcudumuz yok. Ayrıca bu kadar organik ürün ve yöntem varken ana arıyı hapsetmenin bence mantığı yok.BU benim fikrim isteyen katılır isteyen düşünür uygular doğrusunu bulur bizde öğreniriz.



02 Ocak 2010

Kışlatma bakımı





 Arılarımızı kışlatırken daha doğrusu bahara hazırlarken yerimizi iy seçmeliyiz. Öyleki ne ayaz altında kalsın nede çok dulda yer olup nemle karşılaşsın. Bu ikisinin ortası en ideal ortamdır. Kışları yaşadığım tecrübeden arının en büyük kötülüğü nemli ortamlarda gördüğünü tespit ettim. Nem hakikaten arının birinci düşmanı çünkü bunu telefi edecek bir çözüm üretmekte zorlanıyor arılar. Soğukta ve sıcakta çözümleri var fakat nemde yok gibi;  yada varsa bile en zor olanıki bazı koloniler bunu beceremiyor. Geçen seneki yerimi gecikmeden dolayı bu sene kaptıdık ve mecburen arı konulan yerden bir miktar uzak yere koymak zorunda kaldık. Bu sene bizim bölge epey bir yağışlı geçti soğuk açıkçası daha başladı sağılmaz ama yağmurdan arılar ayıkamadı. Ben geçen seneden itibaren yukarıdaki resimde görüldüğü gibi arıları soğuk ve nemden korumak amacıyla örtü bezini çirt kat ve üzerlerini tam örtecek şekilde kapatıyorum. Geçen sene epey bir faydasını gördüm bu yöntemin açıkçası. Sizlerede imkanlarınız ölçüsünde tavsiye edebilirim. 

Biri ikinci husus ise varroa ilaçlaması arkadaşlar su uyur varroa uyumaz ona göre hareket edin ve her dönem ilaç veya materyal değişikliğine gidinki ertesi sene bir süprizle karşılaşıp koloniz varroa istilasına uğramasın. Burda bir arkadaşım bu duruma düştü malesef hani samanın para ettiği zamanlar olur ya ha işte yavrunun mumla arandığı bu dönemde yavrular malesef sakat doğdu ve zincir kırıldı. Lütfen dikkat edelim.

21 Kasım 2009

Tebdili mekanda ferahlık vardır





Arılarımızı yeni yerlerine taşıdık kısmet olursa yeni resimleri daha geni bir perspektiften çekip yayınlayacağız. Buraya taşımamızın amacı ovadaki ayazdan arıları koruyarak daha korunaklı ormanlık bölgeye taşımak ha birde pürenden faydalanmak.Açıkçası pek bal almayı hesap etmiyoruz ama yine günlük yiyeceği çıksa yeter diyoruz. Buraya gelmeden önce varroa ilaçlamasını yaptık ve faydasını da gördük. Aman ha aman benim arımda varroa yoktur diye mücadeleyi pas geçmeyelim çünkü bilim adamları arıların üzerinde çılak gözle varroa gördüğünüzde artık yavaş yavaş iş işten geçtiğinin ifadesidir demektedirler. Çünkü yayılım ve tabiri caizse hastalık koloniyi sarmış demekmiş. Onun için farklı ruhsatlı ilaçlarla ve ruhsat gerektirmeyen organik mücadele yöntemleriyle ilaçları değiştirerek kullanalım. Mesela baharda a grubu ilaç kullanıyorsak sonbaharda b grubu ilaç kullanmalıyız.
Konu biraz dağıldı sanırım .Kışlık konaklayacağımız yerde kovanlarımızın arası fazla aralı olmamalı nemden de etkilenmemeleri için yerden teması kesmemiz gerekmektedir. İlerleyen günlerde havaların soğumasıyla kovanlarımızı içine de değişik izolasyon yöntemleriyle kovan içi ısısını arıların minumun bal tüketmelerini sağlayacak şekle getireceğiz kısmet olursa. ..

28 Eylül 2009

Bir garip misafir






Bugün arılığa gidip fazla petekleri kovandan arıları biraz sıkıştırmak maksadı ile aldığımında bu davetsiz misafirle karşılaştım.Canlı olduğu içinde hemen üzerimdeki cep telefonu ile çekeyim dedim ama nerden bilebilirdim ki bizim yaramazların cep telefonu ayarları ile oynadıklarını. İşte oynayınca da böyle bir  sonuç çıkıyor ortaya minimum çözünürlük. Ha bu arada cep  telefonuna elimi attığımda birden Mehmet amca aklıma geldi. O baz istasyonu mağdurlarından bundan yaklaşık 2 sene evvel arılığının tam 500 metre karşıdan gören yerine bir baz istasyonu kurulmuştuda ondan sonra devamlı arıların gelişmediğinden bahsedip durdu. 1 sene kadar evvelde buna baz istasyonunun sebep olduğunu söyledi. Çünkü ortamda ve uygulamalarda değişken olanın sadece bu baz istasyonunun olduğunu söyledi. Ve ekledi aslında arılığa cep telefonuyla gitmemek lazım dedi. Bence de gitmemek lazım hem arıları rahatsız etmez hemde bizi zırt pırt çalıp rahatsız etmez. Acil durumlar için yine de götürelim ama araçta bırakalım en iyisi.  

06 Eylül 2009

Arılarımızı yeni yerine taşıdık

















Arılarımızı biraz geç kalsakta susam bitkisinin olduğu yere götürdük. Kısmetse sezonun bölgemizdeki son balını alırız . Ama daha çok eşek arılarından kurtulduğuma seviniyorum sanırım arılarda çok seviniyordur.



Başımızın belası eşek arıları



Bu yazda her yaz olduğu gibi eşek arıları başımızın belası malesef. Birde bunun üzerine son 46 yılın en kurak yazını geçiren bölgemizde eşek arıları iyice azıttı ve böyle görüntüler görünür oldu. Bizde elimizden geldiğince mücadelemize devam ediyoruz.

03 Temmuz 2009

Bu sezon son durumlar


Bu sezon tahminim odurki Tüm yurdumuzda verimli bir sezon olacağa benziyor. Çünkü bizim buralarda sanki arılar geçen senenin intikamını alır gibi ver habire çalışıyor. Görünen odurki hazır petek fiyatlarının sezon başında 12 liradan 20 liraya yükselmeside olayın boyutlarını gösteriyordur herhalde. Ama iktisat teorilerinden arz talep dengesi ise bu sene bal fiyatlarının düşük olacağını işaret ediyor. Çünkü bu kadar çok üretilen bal pazar bulmakta sorun olacak gibi görünüyor. Haydi hayırlısı bakalım ne olacak. Arınız güçlü ürününüz bol olsun......

02 Haziran 2009

Akdeniz Bölgesinden son durum


Bölgemizde nihayet ayçiçekleri açmaya başladı. Bu sene durum farklı olacak çünkü yağışlar dolasıyla ayçiçeğinde ekim zamanı farklılıklar gösterdi. Sanırım bu da bal akım süresiyle doğru orantılı bir gelişme olacak.

19 Mayıs 2009

Bölgemizden son durum



Bölgemizde son 76 yılın en yağışlı kışı geçmesinden dolayı hem çiftçilerimiz ürünlerini ekmekte gecikti hemde güneşli günlerin az olması sebebiyle ayçiçeği geçen seneye göre açmakta biraz gecikti.  Son 76 yıl deniyor ama bu sanırım ölçülebilir istatistik meterolojide belkide 76 yıl önce başladıki bu tarih veriliyor, yada 77 yıl önce bundan daha yağışlı bir kış geçirmiştik.:) Neyse biz Allahın izniyle dört gözle, ekonomik sıkıntılardan dolayı bölgemizde çiftçilerimizin gözdesi bebeği haline gelen ayçiçeklerinin açmasını bekliyoruz. sanırım onlarda 1 haftaya kadar açar herhalde.

09 Mayıs 2009

Geçen yıl ve bu yıl kıyaslaması






Bu sene bölgemizde, sanırım benim yaşamım boyunca da ilkkez yaşadığımız bahar ayı sayesinde ayçiçekleri büyümekte ve ekilmekte geciktiler. Yağmurun yanısıra bölgemiz soğukta geçti. Maşallah bölgemiz de meterolojinin bildirdiğine göre son 76 senenin en yağışlı senesini geçirmiş çukurovamız. E tabiiki böyle olunca manzara buğdayların yatması, ayçiçeklerininde geç ekilmesi ve ayçiçeklerinin boy atmamasına neden oldu. Artık bizim için hayırlımı oldu hayırsızmı oldu onu zaman gösterecek. Ama bizler yaradanda hep hakkımızda hayırsını istemek durumundayız. Alttada geçen sene yine hemen hemen aynı döneme ait fotograflar kıyaslama açısından faydalı olacaktır.

28 Nisan 2009

Ana arı üretimi hakkında birkaç bilgi

Ülkemiz arıcılığının gelişmesi adına yapılması gereken en önemli şeylerden biride bence suni tohumlama işi ama ben daha çok benim gibi suni tohumlama olamadan amatör anlamda ana arı üretimindeki safhada ana arının kalitesini belirleyen birkaç veriden bahsedeceğim. Ana arı gelişim evresini bilgimiz gibi yaklaşık 16 günde tamamlar. Bu gün sayısını kısaltan faktörlerden birisi arıların veya bizlerin 2-3 günlük larva ile yaptığımız ana arı memeleridir. 2-3 günlükken kullanılan larvalar hem erken çıkıyor ki "bu sanırım arıcılar tarafından istenen bir gelişmedir" ancak  yapılan araştırmalar gösteriyorki 1 günlük larvalardan yetiştirilen ana arılarda 3 günlük larvalardan yetiştirilen ana arılardan %30 ile 50 arasında değişen oranlarda spermetozoa tespit edilmiş. Bu nedemek oluyor peki dersek bu şu demek oluyorki verimli ve kaliteli bir ana için küçücük kurtçuk şeklindeki larvaları kullanacağız.Burdaki rakamsal tespit 3 günlük üzerine ama yapılan araştırmalar 2-3 larvalardan üretilen analar ile günlük larvalardan üretilen analara göre daha ufak, ovarial sayısının daha az, sperm kesenin çapının ve hacminin daha küçük olduğu tespit edilmiştir. Birde yetiştirici kolonimizin yeterince bal stoğu yavrusu ve polen olaması lazımki beslenen analar verimli ve sağlıklı olsun. Ayrıca varroaya karşıda her ihtimale karşı gardımızı sağlam almamız gerekiyor. Burdaki bir diğer önemli hususta erkek arı faktörü; erkek arıda 24 günde ergin arı 14 günde de cinsi erginliğe ulaştığı hesaplanırsa toplam 40 günde erkek arının yetiştiği anl.aşılır. Birde bunun üzerine bir kraliçe arının uygun tohomlama için yaklaşık 10-12 erkekle çiftleştiği varsayılırsa bunun hiçde hafife alınamayacak bir iş olduğu anlaşılır. Bu arada birde ananın çiftleşme uçuşuna çıkış zamanı varki oda 6. ila 10 gün arası oluyor bunuda takvime eklemek lazım. Buna mukabil 15 günden yaşlı anaların dokularının elastikiyeti azaldığından daha az sperm depoladıkları tespit edilmiştir.  Ben açıkçası bazı bloglardan takip ettiğim kadarıyla bu konuda bayağı hızlı giden arkadaşlarımın olduğunu görüyorum. Bunuda nasıl yapıyolar nasıl yetiştiriyorlar  doğrusu pek aklım almıyor. Kesinlikle yanlış anlaşılmasın sadece zamanı nasıl yetiştirdiklerini çözemedimki bu senede kış bayağı uzun sürdü ilaveten sıcak iklim kuşağında bile yağmur, soğuk hiç eksik olmadı. Geçen sene 27 nisanda boy atan ayçiçekleri şuan topraktan çıkma savaşı veriyor.